EĞİTİMDE YÜKSELEN PUANLAR, BÜYÜYEN SORUMLULUKLAR
.

BORA KAŞLI
-BİR ülkenin eğitim başarısı yalnızca sınav puanlarıyla ölçülemez. Asıl soru şudur: Bu puana kaç çocuk, hangi imkânlarla ve ne kadar eşit şartlarda ulaşabiliyor? Türkiye’nin PISA 2025’teki yükselişi sevindiricidir; ancak bunu gerçek bir eğitim zaferine dönüştürecek olan, hiçbir çocuğu geride bırakmayan bir sistem kurabilmemizdir.
OECD’nin açıkladığı sonuçlara göre Türkiye, matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerinin tamamında 2022’ye göre puanını yükseltti ve uluslararası sıralamada ilerledi. Bu tablo, doğru politikalar, özverili öğretmenler ve desteklenen öğrencilerle daha ileriye gidebileceğimizi gösteriyor. Şimdi sorumluluğumuz, bu yükselişi geçici bir sıçrama olmaktan çıkarıp ülkenin bütün bölgelerine yaymak ve her çocuğun eğitim hakkına dönüştürmektir.
Türkiye’nin PISA 2025 başarısı
PISA 2025 araştırmasına 91 ülke ve ekonomiden yaklaşık 760 bin öğrenci katıldı. Türkiye’de uygulama, 56 ildeki 203 okuldan 7 bin 702 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Türkiye’nin ortalama puanı fen bilimlerinde 494, okuma becerilerinde 472, matematikte ise 462 oldu. Türkiye fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasını aşarken matematikte 463 puanlık ortalamayı neredeyse yakaladı.
Türkiye, sınava katılan ülkeler arasında fen bilimlerinde 19’uncu, okuma becerilerinde 18’inci, matematikte ise 28’inci sıraya yükseldi. PISA 2022’ye göre fen bilimlerinde 15, okuma becerilerinde 18, matematikte 11 basamaklık ilerleme kaydedildi.
Daha da önemlisi Türkiye, son on yılda üç alanın tamamında performansını sürekli artıran tek OECD ülkesi oldu. Bu başarı; öğrencilerin gayretinin, öğretmenlerin özverisinin, okul yöneticilerinin çalışmasının ve ailelerin desteğinin ortak sonucudur.
Ancak şimdi kutlamanın ötesine geçmeliyiz. Mesele, bu kapasiteyi bütün ülkeye yayılan, ölçülebilir ve sürdürülebilir bir eğitim politikasına dönüştürmektir.
Başarıyı alkışlayalım ama rehavete kapılmayalım
PISA’daki yükselişi küçümsemek haksızlık olur. Fakat birkaç sıra ilerledik diye eğitim sistemimizdeki bütün sorunların çözüldüğünü düşünmek de yanlıştır. PISA önemli bir fotoğraf çeker; ancak bütün hikâyeyi anlatmaz.
Asıl mesele, başarının farklı bölgelerdeki ve öğrenci gruplarındaki karşılığıdır. Gazipaşa’daki bir öğrenciyle Ankara’nın merkezindeki, köy okulundaki bir çocukla özel okulda eğitim gören çocuk aynı nitelikli eğitime ulaşabilmelidir.
Eğitimde gerçek başarı, yalnızca üst düzey öğrencilerin sayısını artırmak değil, temel yeterlilik düzeyinin altında kalan hiçbir çocuğu kaderine terk etmemektir. Bu nedenle kaynaklar her okula aynı ölçüde değil, ihtiyaç düzeyine göre aktarılmalı; desteklerin sonuçları izlenmelidir.
Bunun için beş adım geciktirilmemelidir:
Dezavantajlı bölgelere öğrenci sayısına değil, ihtiyaç düzeyine göre ek kaynak aktarılmalıdır.
Okul öncesi eğitim bütün çocuklar için erişilebilir ve nitelikli hâle getirilmelidir.
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri, özellikle yoksulluk ve göçten etkilenen okullarda güçlendirilmelidir.
Temel beceri eksikliklerini erken belirleyen ulusal bir izleme ve destek sistemi kurulmalıdır.
Her okul için yıllık gelişim hedefleri belirlenmeli; kaynak kullanımı ve öğrenci kazanımları kamuoyuna açık biçimde izlenmelidir.
Eğitimde adalet, herkese aynı desteği vermek değil, herkesin nitelikli eğitime ulaşabilmesi için ihtiyaç duyduğu desteği sağlamaktır.
Matematikte yükseliş var, yolculuk bitmedi
Matematikteki dokuz puanlık artış ve sıralamadaki 11 basamaklık yükseliş değerlidir. Ancak 462 puanla OECD ortalamasının bir puan altında bulunmamız, çalışmaların tamamlanmadığını gösteriyor.
Matematik öğretimini işlem ve formül kalabalığından kurtarmalıyız. Öğrencilere yalnızca doğru cevabı bulmayı değil; problemi anlamayı, akıl yürütmeyi, farklı çözüm yolları geliştirmeyi ve sonuçlarını sorgulamayı öğretmeliyiz. “Cevap nedir?” sorusunun yanında “Bu sonuca nasıl ulaştın?” ve “Bu bilgiyi gerçek hayatta nerede kullanabiliriz?” sorularını da sormalıyız.
Problem çözme, modelleme, oyunlaştırma ve günlük yaşamla ilişkilendirilmiş etkinlikler derslerin merkezine alınmalı; öğretmenlere beceri temelli matematik öğretimi konusunda uygulamalı eğitim verilmelidir. Özellikle imkânları sınırlı okulların materyal, laboratuvar ve dijital kaynak eksiklikleri giderilmelidir.
İlkokuldan itibaren temel matematik becerilerini izleyen, eksiklikleri sınıf geçişlerine bırakmadan gideren destek programları uygulanmalıdır. Öğrencilerin yalnızca kaç soru çözdüğü değil, nasıl düşündüğü ve nerede zorlandığı takip edilmelidir.
Kalıcı başarı, daha fazla test çözmekten değil, her öğrencinin nitelikli düşünme fırsatlarına ulaşmasından geçer.
Eğitimdeki yeni uygulamalar ne getiriyor?
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli; ezberden çok beceriyi, sonuçtan çok öğrenme sürecini ve yalnızca akademik başarıdan çok öğrencinin bütüncül gelişimini hedefliyor.
2026-2027 eğitim öğretim yılında beceri temelli öğretim, ortak yazılı sınavlar, yaşam becerileri, okul dışı öğrenme, aile katılımı ve dijital esenlik başlıkları öne çıkıyor. Cep telefonu kullanımına ilişkin sınırlamalar sürerken öğrencilere dijital mahremiyet, siber güvenlik, dijital etik ve bilinçli teknoloji kullanımı konusunda rehberlik edilmesi planlanıyor. “Maarifin Kalbinde Oyun” temasıyla oyunun öğrenme ve sosyalleşmedeki rolünün güçlendirilmesi amaçlanıyor.
Bakanlık dışı deneme ve tarama sınavlarına getirilen sınırlamalar ile okul dışı öğrenme ortamlarının daha etkin kullanılması, öğrenciyi sürekli sınayan değil, gerçekten öğrenmesini sağlayan bir anlayışa katkı sunabilir.
Ancak hiçbir reform yalnızca genelgeyle başarıya ulaşmaz. Her okulun asgari fiziki ve teknolojik standartları güvence altına alınmalı, öğretmenlere materyal ve uygulama desteği sağlanmalı, ölçme-değerlendirme sistemi beceri temelli anlayışla uyumlu hâle getirilmelidir.
Ortak sınavlar, yeni bir yarışa dönüşmemeli; öğrenilemeyen kazanımları gösteren ve telafi çalışmalarını yönlendiren bir erken uyarı sistemi olarak kullanılmalıdır.
Bir eğitim modelinin gerçek sınavı sınıfta verilir.
Değişimin merkezinde öğretmen olmalıdır
En iyi öğretim programı bile öğretmen desteklenmez ve karar süreçlerine katılmazsa kâğıt üzerinde kalır.
Kalabalık sınıflar, imkân farklılıkları, laboratuvar eksiklikleri, artan iş yükü ve sınav merkezli beklentiler çözülmeden kalıcı başarı elde etmek zordur. Öğretmene yeni sorumlulukların yanında nitelikli hizmet içi eğitim, materyal, zaman, teknolojik altyapı ve mesleki hareket alanı sağlanmalıdır.
Özellikle dezavantajlı bölgelerde görev yapan öğretmenler için sürekli mesleki gelişim, mentorluk, barınma ve ulaşım desteği, psikolojik danışmanlık ve ek kaynak imkânları oluşturulmalıdır. Bürokratik yük azaltılmalı; sınıf içi hazırlık, öğrenci takibi ve meslektaş iş birliği için daha fazla zaman tanınmalıdır.
Hizmet içi eğitimler çevrim içi sunumlarla sınırlı kalmamalı; sınıf içi gözlem, uygulama, geri bildirim ve meslektaş dayanışmasını içeren sürekli bir modele dönüşmelidir. Başarılı uygulamalar paylaşılmalı, okullar arasında mesleki öğrenme ağları kurulmalıdır.
Öğretmenlerin güçlendirilmesi, okullar arasındaki başarı farklarını azaltmak açısından da kritiktir. Çünkü dezavantajlı bir okulun ihtiyaçlarını en yakından bilen ve kaynakların etkili kullanımını yönlendirebilecek kişi öğretmendir.
Başarı, öğrencinin gelişimi ve öğrenme süreciyle birlikte değerlendirilmelidir. Öğretmen, değişimin yalnızca uygulayıcısı değil, hazırlayıcısı ve en önemli paydaşı olarak görülmelidir.
Yapay zekâyı yasaklamak değil, doğru kullanmayı öğretmek
Yapay zekâ düşünmenin yerine geçtiğinde öğrenmeyi zayıflatabilir; öğretmen rehberliğinde ve eleştirel düşünmeyle kullanıldığında ise güçlü bir eğitim aracına dönüşebilir.
Öğrenciler hazır cevap alan değil; verilen cevabı sorgulayan, kaynakları karşılaştıran, yanlış bilgiyi fark eden ve kendi düşüncesini geliştiren bireyler olmalıdır. Okullarda yapay zekâ okuryazarlığı, bilgi doğrulama, kaynak kullanımı, dijital etik ve kişisel verilerin korunmasını içeren yaşa uygun programlar hazırlanmalıdır.
Millî Eğitim Bakanlığı, öğrencilerin ödev ve sınavlarda yapay zekâdan nasıl yararlanabileceğini, hangi durumlarda kullanımın akademik dürüstlüğe aykırı sayılacağını, kişisel verilerin nasıl korunacağını ve öğretmenin değerlendirmeyi nasıl yapacağını açıklayan ulusal bir çerçeve oluşturmalıdır. Öğretmenlere de bu araçları pedagojik amaçlarla kullanabilmeleri için uygulamalı eğitim verilmelidir.
Öğrencinin yapay zekâdan aldığı cevabı olduğu gibi teslim etmesi öğrenme değildir. Asıl öğrenme; soruyu doğru kurmakta, cevabı değerlendirmekte, hatayı fark etmekte ve kendi düşüncesini ortaya koymaktadır.
PISA bir sonuç değil, yeni bir başlangıçtır
PISA 2025 sonuçları Türkiye için önemli bir başarıdır. Öğrencilerimizin doğru şartlar sağlandığında dünya standartlarında sonuçlar elde edebildiğini göstermiştir.
Fakat bu başarıyı yalnızca kutlanacak bir sonuç olarak görürsek fırsatı kaçırırız. Bundan sonra matematikte beceri temelli öğretime, dezavantajlı okullara ihtiyaca göre kaynak aktarımına, öğretmenlerin güçlendirilmesine, okul öncesi eğitime, okuma kültürüne ve bilinçli dijital dönüşüme odaklanmalıyız.
Bu doğrultuda:
Dezavantajlı okullara beş yıllık, ölçülebilir gelişim programları uygulanmalı ve öğrenci başına daha yüksek kaynak ayrılmalıdır.
Okul öncesi eğitim ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli hâle getirilmelidir.
İlkokuldan itibaren okuma ve matematik becerilerini izleyen ulusal bir erken destek sistemi kurulmalıdır.
Öğretmenlere sürekli, uygulamaya dayalı mesleki gelişim sunulmalı; kırsal ve dezavantajlı bölgelerde çalışanlara ek teşvikler verilmelidir.
Okulların rehberlik, özel eğitim, kütüphane, laboratuvar ve dijital altyapı eksiklikleri için bağlayıcı asgari standartlar belirlenmelidir.
Ölçme-değerlendirme sistemi, sıralama ve test baskısını artırmak yerine öğrenme eksikliklerini belirleyip telafi etmeye odaklanmalıdır.
Yapay zekâ ve dijital araçların kullanımına ilişkin ulusal etik ve pedagojik çerçeve hazırlanmalıdır.
PISA sonuçları; bölge, okul türü, sosyoekonomik durum ve öğrenci grupları arasındaki farkları gösteren bir eşitlik göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
Bir ülkenin gerçek eğitim başarısı, en iyi öğrencisinin ne kadar yükseldiğiyle değil, en dezavantajlı öğrencisinin ne kadar ileri taşındığıyla anlaşılır.
Puanlarımızın yükselmesi önemlidir. Fakat asıl hedefimiz; düşünen, sorgulayan, üreten, değerlerine sahip çıkan ve insanlığa katkı sağlayan nesiller yetiştirmektir.
PISA 2025’te yükseldik. Şimdi bu yükselişi birkaç okulun başarısı olmaktan çıkarıp her çocuğun hakkına, her öğretmenin gücüne ve Türkiye’nin ortak geleceğine dönüştürme zamanıdır. Bunun yolu bellidir: Kaynağı ihtiyaca göre dağıtmak, öğretmeni güçlendirmek, temel becerileri erken yaşta güvence altına almak ve her okul için hesap verebilir bir gelişim planı uygulamak. Çünkü eğitimde gerçek zafer, sıralamada yükselmekle değil, hiçbir çocuğu geride bırakmamakla kazanılır.
