SINIFLARIN GÖLGESİNDE: DÜNYADAN TÜRKİYE’YE OKUL ŞİDDETİNİN AYNASI
.

BORA KAŞLI
-OKUL… Bir çocuğun hayata tutunduğu ilk kamusal alan. Güvenin, merakın ve geleceğin filizlendiği yer.
Ama ne yazık ki, zaman zaman bu mekânlar, insanlığın en derin yaralarına sahne olabiliyor.
Dünya, bu acıyı defalarca yaşadı. 1999’da ABD’de gerçekleşen Columbine High School massacre, okul şiddetini küresel bir tartışma başlığı hâline getirdi. Ardından yıllar içinde farklı ülkelerde yaşanan saldırılar, bize tek bir gerçeği hatırlattı:
Şiddet, bir anda ortaya çıkmaz; biriken sessizliklerin sonucudur.
Yakın tarihte yine ABD’de yaşanan Robb Elementary School shooting ise, aradan geçen onca yıla rağmen derslerin tam anlamıyla alınamadığını gösterdi. Olay sonrası yapılan eğitim raporları; öğrencilerin duygusal takibinin yetersizliğini, aile–okul iletişimindeki kopuklukları ve erken uyarı işaretlerinin gözden kaçırıldığını ortaya koydu.
Peki Türkiye?
Biz de artık bu tablonun uzağında değiliz. Son dönemde kamuoyuna yansıyan olaylarda; bir öğrencinin öğretmenine yönelik şiddeti ve akranlar arasında başlayıp ağır sonuçlara dönüşen saldırılar, hepimizi derinden sarstı.
Bu olaylar bize şunu söylüyor:
Sorun sadece bireysel değil, sistemseldir.
Ama bu sistemi doğru okumak zorundayız. Çünkü mesele yalnızca okulun içinde değil. Hikâye çok daha önce başlıyor.
Bir çocuğun öfkeyle kurduğu ilişki, ilk olarak evde şekillenir.
Sınır nedir, saygı nedir, iletişim nasıl kurulur… Bunların hepsi ailede öğrenilir.
Eğer bir çocuk evde dinlenmiyorsa, okulda bağırarak kendini anlatır.
Eğer evde sınır görmüyorsa, okulda kuralları zorlar.
Eğer evde sevgi eksikse, bunu bazen şiddetle tamamlamaya çalışır.
İşte bu yüzden okulda gördüğümüz her şiddet olayı, aslında daha derin bir hikâyenin son cümlesidir.
Pedagoji bize açık bir gerçek sunar:
Bir çocuk anlaşılmadan eğitilemez.
Bugün sınıflarımızda sadece ders anlatmak yetmiyor. Çocukların kalbine dokunamayan bir eğitim, davranışları da yönetemez.
Peki ne yapmalı?
Öncelikle eğitim anlayışımızı değiştirmeliyiz.
Okulları sadece sınav başarısının ölçüldüğü yerler olmaktan çıkarıp, duygusal gelişimin de merkezine koymalıyız.
Aile–okul iş birliği güçlendirilmelidir. Sorun çıktığında değil, sorun oluşmadan önce iletişim kurulmalıdır.
Rehberlik hizmetleri sadece “kriz anında” değil, sürekli aktif olmalıdır. Her çocuk, sadece notlarıyla değil, ruh hâliyle de takip edilmelidir.
Ve en önemlisi…
Çocuklara empatiyi, sabrı ve öfke kontrolünü öğretmeliyiz. Çünkü bunlar öğretilmediğinde, şiddet kendiliğinden ortaya çıkar.
Unutmayalım:
Dünya bu acıyı defalarca yaşadı.
Türkiye de artık bu gerçeğin eşiğinde.
Ama hâlâ bir şansımız var.
Eğer bugün bir çocuğu gerçekten dinlersek,bir öğretmeni yalnız bırakmazsak, bir aileyi bilinçlendirebilirsek…
Sınıflar yeniden korkunun değil, umudun sesiyle dolabilir.
Bir çocuk değişir Gazipaşa değişir, Antalya değişir, Türkiye değişir ve dünya değişir.