24 Mayıs 2026 - Pazar

HEGEMONYA ÇÖKERKEN İLK ÇATLAK İÇERİDEN GELİR

.

Yazar - BORA KAŞLI
Okuma Süresi: 4 dk.
69 okunma
BORA KAŞLI

BORA KAŞLI

-
Google News

TARİH boyunca imparatorlukların en büyük yanılgısı, güçlerinin sonsuza kadar süreceğine inanmaları oldu. Roma öyle düşündü. Britanya İmparatorluğu öyle düşündü. Soğuk Savaş’ın ardından Amerika da aynı psikolojiye kapıldı. Sovyetler Birliği dağıldığında Washington’da yalnızca bir zafer havası yoktu; aynı zamanda tarihin artık tek merkezden yönetileceğine dair büyük bir kibir vardı.

O dönemde Amerikan strateji çevrelerinin en çok kullandığı ifade şuydu: “Yeni Amerikan Yüzyılı.”

Bugün ise aynı çevrelerin içinden çok farklı cümleler yükseliyor.

Amerikan dış politikasının en sert müdahaleci isimlerinden biri olan Robert Kagan, son dönemde kaleme aldığı yazılarda aslında yalnızca İran krizini değil, Amerikan hegemonyasının tarihsel aşınmasını anlatıyor. Kagan’ın şu cümlesi dikkat çekici:

“ABD bu savaşın sonuçlarını artık tersine çeviremez.”

Bu ifade yalnızca bir askeri değerlendirme değildir. Bu, uzun yıllardır dünyayı şekillendirdiğini düşünen bir gücün ilk kez sınırlarıyla yüzleşmesidir.

Çünkü mesele artık yalnızca İran değil.

Irak işgali sırasında Washington’daki neo-con çevreler, Amerikan askeri gücünün Ortadoğu’yu yeniden dizayn edeceğini düşünüyordu. Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye kadar uzanan müdahalelerin arkasında aynı stratejik akıl vardı: “ABD isterse rejimleri değiştirir, coğrafyaları yeniden kurar.”

Ama tarih bazen en büyük gücü, en beklemediği yerde durdurur.

İran dosyası tam da bu nedenle kritik hale geldi. Çünkü ilk kez Amerika’nın yalnızca askeri üstünlüğünün yetmediği görüldü. Teknolojik üstünlük var ama siyasi sonuç yok. Devasa bütçeler var ama istikrar üretilemiyor. Yüzlerce üs var ama caydırıcılık giderek aşınıyor.

Kagan’ın yazılarındaki esas dikkat çekici nokta da burada başlıyor. Çünkü o bir savaş karşıtı değil. Tam tersine, yıllarca Amerikan müdahaleciliğinin teorik zeminini kuran isimlerden biriydi. Bugün yaşanan değişim, ideolojik bir dönüşümden çok, kapasite krizinin kabulü.

Eskiden “ABD saldırmalı” diyorlardı. Şimdi ise örtülü biçimde şunu söylüyorlar: “ABD saldırıyor ama istediği sonucu alamıyor.”

Ve işte bu, yeni dönemin kırılma noktası.

Dünya artık tek kutuplu değil. Çin ekonomik olarak yükseliyor. Rusya askeri ve stratejik alanda direnç gösteriyor. Körfez ülkeleri yalnızca Washington’a bakarak karar vermiyor. Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar birçok ülke alternatif güç merkezleriyle ilişki kurmaya çalışıyor.

En önemlisi de şu: Amerikan gücünün yenilmez olduğu fikri ilk kez ciddi biçimde sorgulanıyor.

Hegemonya yalnızca uçak gemileriyle kurulmaz. İnançla kurulur. İnsanlar bir gücün artık dünyayı eskisi gibi yönetemeyeceğini düşünmeye başladığında, çözülme süreci de başlar.

Bugün Batı dünyasında hissedilen esas duygu öfke değil; belirsizliktir. Çünkü uzun yıllardır ilk kez “Amerika sonrası dünya” ihtimali yüksek sesle konuşuluyor.

Kagan’ın şu cümlesi aslında bütün dönemin özeti gibi:

“Hegemon güç, hegemonyasını kaybettiğinde işte böyle olur.”

Tarih bize şunu gösteriyor: İmparatorluklar çoğu zaman dışarıdan gelen darbelerle değil, içeride büyüyen çaresizlik hissiyle çözülür.

Ve bazen bir çağın bittiğini anlamak için savaş meydanlarına değil, imparatorluğun kendi yazarlarına bakmak yeterlidir.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları