ATLANTİK’TEN ASYA’YA: 2025’TE TÜRKİYE VE DÜNYA, BİR KIRILMA ANI
.

BORA KAŞLI
-GÜNÜMÜZDEKİ süreci doğru tanımlamak gerekir.2025, yalnızca bir takvim yılı değil; Türkiye’nin ve dünyanın yön değiştirdiği bir eşik oldu. Türkiye artık Atlantik Sistemi’ne sığmıyor. Sığmadığı için zorlanıyor, baskılanıyor; ama tam da bu yüzden Asya’ya mevzileniyor.
Bu, ani bir kopuş değil. 2025’te yaşananlar, yıllardır biriken gerilimin görünür hâle gelmesidir. Küresel ölçekte Batı merkezli düzenin çözülmesi hızlanırken; Asya eksenli yeni bir güç mimarisi şekilleniyor. Enerji, ticaret, teknoloji ve güvenlik başlıklarında dünya tek merkezli olmaktan çıkıyor.
2025 dünyası, bunu açıkça gösterdi. Avrupa’da durgunluk derinleşti; sosyal refah söylemleri yerini güvenlik ve bütçe kısıtlarına bıraktı. ABD’de iç siyasi gerilimler, küresel liderlik iddiasını zayıflattı. Atlantik ittifakı kendi içinde çatlaklar yaşarken, Asya’da üretim, ticaret ve diplomasi yeni merkezler oluşturdu. Çin, Hindistan ve Avrasya hattı, dünyanın gelecek tasarımını yapmaya başladı.
Türkiye bu fotoğrafı doğru okuyan ülkelerden biridir. Atlantik Sistemi, Türkiye’ye uzun yıllar boyunca refah değil; borç, bağımlılık ve kırılganlık sundu. 2025’te bunun bedeli, enflasyon baskısı, finansal dalgalanmalar ve dış müdahale söylemleriyle bir kez daha hissedildi. Emperyalist kapitalist sistem, Türkiye’ye büyüme değil; kontrollü küçülme dayattı. Bu yüzden Türkiye, artık bu dar kalıba sığmıyor.
GÜVENLİKTE ATLANTİK TEHDİDİ – 2025 GERÇEĞİ
Güvenlik alanındaki kırılma ise 2025’te daha da netleşti. ABD’nin 1990’dan bu yana Irak ve Suriye merkezli politikaları, Türkiye açısından artık “müttefiklik tartışması” olmaktan çıkmıştır. İsrail bölgede kendi üstünlüğünü esas alan projeyi diri tutarken, Türkiye’nin üniter yapısını doğrudan hedef alan bir stratejik baskıya dönüşmüştür.
Bu nedenle Türkiye–ABD gerilimi 2025’te taktik değil, stratejik bir nitelik kazanmıştır.
2025’te Türkiye, savunma sanayinde yerli ve millî hamlelerini hızlandırmış; güvenliğini başkalarının haritalarına bırakmama iradesini açıkça ortaya koymuştur. Bu, sadece askerî değil, medeniyet temelli bir güvenlik anlayışıdır.
TÜRKİYE’NİN İÇ CEPHESİ: YORULAN AMA UYANAN TOPLUM
İçeride ise 2025, toplumun “uyanış yılı” oldu. Ekonomik zorluklar, gençlerin gelecek kaygısı, eğitimdeki tartışmalar, öğretmenlerin yaşadığı sorunlar… Hepsi aynı soruya bağlandı: “Gelecek bize ne vadediyor?” Gençler daha erken büyüdü. Öğretmenler sadece ders anlatmadı; ayakta kalmaya çalıştı. Üretici, çiftçi, emekçi; herkes bu küresel sıkışmanın bedelini ödedi. Ama aynı zamanda, yerli üretim, bölgesel kalkınma ve Asya pazarlarına açılma fikri ilk kez bu kadar geniş bir toplumsal karşılık buldu.
DÜNYA DEĞİŞİRKEN TÜRKİYE’NİN YERİ
2025’te dünya şunu gördü: Atlantik artık tek merkez değil. Ve Türkiye, bu gerçeği kabullenen değil; ona göre konum alan bir ülkedir. Asya ile artan ekonomik temaslar, çok kutuplu diplomasi arayışları, enerji ve ticaret yollarında alternatif güzergâhlar… Bunların tamamı, Türkiye’nin “kenarda bekleyen ülke” olmayı reddettiğini göstermektedir. Bu yol kolay değildir. Baskı olur, tehdit olur, kriz olur. Ama tarih şunu öğretir: Büyük dönüşümler, sessiz başlar; sonra kader olur. 2025, işte böyle bir yıl oldu. Türkiye için bir yıl değil; bir yön tayini. Türkiye artık bir yol ayrımında değil. Bir medeniyet tercihi yapmaktadır. Yeni yıl; tarlasında emek veren çiftçimize bereket, sınıfında ışık yakan öğretmenimize huzur, geleceğini bu topraklarda kurmak isteyen gençlerimize cesaret getirecektir. Evlerde kaygının biraz azaldığı, sofralarda muhabbetin çoğaldığı, komşuluğun, selamın ve dayanışmanın yeniden güçlendiği bir yıl olması temennisini taşıyoruz. İyi yıllar.