KEKLİKLER, HİKAYELER VE DEDEM
.

ZEYYAT ŞAHİN
-Bir sefer hazırlığı yapan
Padişahlar gibi hazırlanırdı
Dedem Keklik avına.
Sonra da telkari sözcükler
Ve İpek yumuşaklığında
Cümlelerle anlatırdı
Bitmez av hikayelerini.
Çünkü o, onca yoksulluğuna rağmen
Bir padişah görkemiyle
Ve törenselliğiyle yaşar,
Ve bir meddah ustalığıyla
Anlatırdı hayatı.
Kimsenin kimsenin yoksulluğunu
Fark etmediği yoksulluklar çağında Yaşamıştı dedem.
İnsanları yoksulluklarından vurmak
Ve mutsuzluğu yoksulluğa yormak
Henüz icat edilmemişti.
Her yoksulun bir zenginliği vardı
Ve yoksulluğun dinginliği hakimdi
Hayata o zamanlar.
Dedemin zenginliği
Dolma tüfeği,
İnce işlemeli keklik kafesi
Ve hepsinin toplamından
Oluşan hikayesiydi.
Yoksulluğu kadar
Kocaman bir gövdesi vardı
Ve sanırım bu yüzden
“GOCA AHMAT” derlerdi ona.
Gerçi o zamanlar bütün çocuklar Dedelerinin gölgesinde büyürdü.
Ve bütün dedeler
Çocukların gözünde kocaman olurdu.
Ama benim dedem
Devler ülkesinde padişahtı.
Yoksa, denizde onca balık,
Dağlarda onca keklik,
Onu görünce hemen teslim olur;
Onca sözcük,
Hiç itiraz etmeden
Gelip dedemin hikayesinde
Salına salına boy gösteri miydi?
Keklikler padişahıydı,
Balıklar şahıydı,
Ala karlı dağların efesiydi.
Bir keklik ötüşü, acı kekik kokusu
Ve her daim gurbetteymiş duygusu veren
Bir kocaman hikayeydi
Benim GOCA AHMAT DEDEM